Neredeyse her gün hayatın sağlık, eğitim, dijitalleşme, eğlence sektörü, ekonomi vb. gibi alanlarında değişimlere ve belki de bizleri bir adım öteye taşıyabilecek gelişmelere şahit oluyoruz. Görece daha karşıt bir yönden bakarsak belki de bu evrilmelerden önceki hayatlarımızı özlemle anıyoruz. İlerlesek de geriye düşsek de bu değişimlerin getirdiği yeni düzende ve sistemde nerede konumlanıyoruz? Bizde neleri değiştiriyor/geliştiriyor ve bizden neler götürüyor? Bu sorulara kendimizden bir cevap bulduktan sonra sizleri sorunun bir adım ötesine davet ediyorum: Bizlerin ve dünyanın geleceğini etkileyecek olan çocukların safında neler oluyor?
Şimdiki zamandan çok da uzaklara gitmeyecek olursak, bundan 10 yıl öncesinin çocukluk dönemiyle şimdikinin tanımı ve özellikleri aynı mıdır? Yaşadığımız dönemin koşullarına bakarsak da sadece yetişkinler için değil çocuklar açısından da hayatı dijital ortamlarda yaşama oranı arttı ve çocuklar da çevrimiçi etkinliklere belki de daha çok yönelmeye başladılar. Elbette ki bu durumların sosyolojik ve psikolojik karşılıkları da olacaktır. Sonuçta ‘çocukluk sosyal bir inşadır’ (Güçlü, 2016). Daha açık olmak gerekirsek çocuk, biyolojik açıdan sadece bir insan yavrusu olmakla kalmayıp psikoloji, sosyoloji ve tarih alanlarına da büyük etkileri olan bir etken ve aynı zamanda bir etkilenendir. Bu yazıda daha çok çocuğun etkilenen rolüne odaklanılmıştır. Çocuk kavramıyla değişen dünya ve edinilen yenilikler konusunu kesiştirecek olursak, farklı toplumsal dönemlerde değişen bir çocukluk tanımına rastlamak mümkündür (Dursun, 2019). Bunun için de şu anki çocukların neler deneyimlediğine ve nelere maruz kaldığına bakmak gerekir
‘Sharenting’ yani paylaşan ebeveyn kavramı ebeveynlerin herhangi bir sosyal medya ortamında çocuklarının fotoğraf ya da video gibi içeriklerini paylaşmaları anlamına gelmektedir (Steinberg, 2017). Aslında belki de birçok anne ya da baba bu durumun güncel ve gelecekteki risklerini gözetmeden çocuklarını dijital ortamlarda paylaşabilmektedir. Çocuğun izni olmadan yapılan bu eylemin bir ihlal olabileceği birçok araştırmacının ve kurumun dikkatini çekmiştir. Özellikle UNICEF, 2017 raporunda direkt olarak dijitalleşen dünyada çocukların rolü, deneyimleri ve hak ihlalleri üzerinde durmuştur. ‘Dijital Bir Dünyada Çocuklar’ başlıklı bu rapora göre, ‘Çocuklar özel yaşamın gizliliğinin kaybı da dahil çevrimiçi tehlikelerden orantısız biçimde etkilenmektedir. Çocukların riskleri kavrama olasılıkları daha az zarar görme olasılıkları ise daha fazladır. Bu özel durum, var olan bir riskin çocuklar için ne zaman fiilen bir zarara dönüşeceğine de ışık tutmaktadır’. Sadece bu sonucu değerlendirdiğimizde bile çocukların görüntülerinin çalınması gibi büyük bir ihlalin oluşması da ebeveynler tarafından yapılan bir ihmal, belki de bir ihlal olabilir. Aşağıda bahsedilen konu ile alakalı çocukların dikkat ve kaygılarını özetledikleri birkaç örnek bulunmaktadır.
Ayrıca, raporda bahsedilene göre zorbalar, cinsel suç işleyenler ve çocuklara her türlü zararı verebilecek kişiler dijitalleşmenin ve yeni düzenin getirdiği bu kolaylıklarla birlikte amaçlarına ulaşma konusunda hiçbir zaman bu kadar imkân sahibi olmamışlardır. Ebeveynlerin çocuklarını sosyal medya mecralarında paylaşmanın altında iyi niyetli motivasyonlar olsa da bunun bir hak ihlali olabileceği konusunu da düşünmek gerekir belki de.

Psk. Melike Lâl Ustalar
Dursun, C. (2019). Ebeveynlerin çocuklarını sosyal medyada teşhiri: Çocuk hakları bağlamında bir değerlendirme. Çocuk ve Medeniyet, 4(8), 195-208.
Güçlü, S. (2016). Çocukluk ve çocukluğun sosyolojisi bağlamında çocuk hakları. Sosyoloji Dergisi, 1, 1-22.
Steinberg, S. B. (2017). Sharenting: Children’s privacy in the age of social media. Emory Law Journal, 66(4), 839-884.
UNICEF (2017). Dijital bir dünyada çocuklar. New York.



No responses yet